Çok uzun süre düşünüp durdu acabaları.. acaba ben miyim dedi, kıskançlıklarım, bazı durumlara karşı olan anlayışsızlıklarım mı, ya da o mu, ilgisizliği, kararlı davranamayışı... nedir bu iki kişi oynanan oyunun doğru kuralları. Belli ki yanlış oynuyoruz dedi biçok kez. Seviyoruz ama’yla noktalandırdı sorularını cevap yerine geçiceğini varsayarak. Olmadı ama. Cevap bu değildi. Sorun arayıp durdu; düzeltilme ihtimali kalsın diye en azından. Seviyorum, bunu düzeltebiliriz, düzeltmeliyiz. Heh, alışmıştı, bağlıydı, bağımlı... Sonra doğru; hatta gerçek(!) cevabı buldu. Cevap verilemezdi bu sorulara. Bahsedilen ilişkiye acabalı sorular uymuyordu ki. Kabak gibi ortadaydı herşey. Benzer insanlardı, çok benzer. Gururluydu bi kere ikisi de. En benim değişmem gerek diyen taraf bile bu benim diyordu içinden, değişmek istemiyorum. En ben ilgili davranmalıyım diyen taraf rol yapamam ki ben diyordu. Sonra geçmişi unutmuyordu ikisi de. Güvensizdiler birbirlerine karşı. Bi taraf sürekli naptığından haberdar olmak istiyordu, doğru olmayan bişiler görmeye çalışıyordu aslında. Önceden olmuştu bu. Hakettiği tepkiyi gösterememişti o zaman ona, başeğmek zorunda kalmıştı bi iki mırın kırından sora sırf onu kaybetmemek adına. Bu kez öle yapmıcaktı ama. Umrunda diildi bundan sonra ne olacağı. Yakaladığı an bitirecekti. Diğer tarafsa rahat bırakıyordu, diğer tarafa ona güvendiğini ispatladığını sanarak. Ama unutmuyordu ki... aldatmıştı onu bi kez kız. Hoş ayrılardı, üzmüştü onu. Ama yine de nasıl yapabilmişti bunu ona en affedemeyeceği şey olduğunu bilerek. Tabularını yıkmıştı, bi kereye mahsus, affetmişti onu. Şimdi o da yapamazdı bunu, yapmazdı. Bu şekilde çok uzun süre geçirdiler, geçiriyorlar da. Güvensiz, heyecansız, aşksız... Üstteki soruları bi daha irdelicek olursak; suçlu yok bu ilişkide. Yanlış başladı bişiler, yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış insanlarla... Korkmak bu işkence dolu süreci uzatmaktan başka bi işe yaramıyordu. Düzeltilecek bir şey yoktu. İnsandılar. Unutmuyorlardı. Egoları vardı. Biticekti. Bitmeliydi.
19 Ekim 2010 Salı
8 Mayıs 2010 Cumartesi
marley says
"You may not be her first, her last, or her only. She loved before she may love again. But if she loves you now, what else matters? She's not perfect you aren't either, and the two of you may never be perfect together but if she can make you laugh, cause you to think twice, and admit to being human and making mistakes, hold onto her and give her the most you can.She may not be thinking about you every second of the day, but she will give you a part of her that she knows you can break - her heart.So don't hurt her, don't change her, don't analyze and don't expect more than she can give. Smile when she makes you happy, let her know when she makes you mad, and miss her when she's not there."
6 Nisan 2010 Salı
.
zamanla oynasak ya
dün giydiğimiz kıyafeti giysek
dün gittiğimiz yerlere gitsek
dünmüş gibi davransak
sonra başımıza ne geldiyse dün
yine gelse
ve yaşamayı canlı tutsak
bi an için zamanı bile kandırsak
biz kansak
dünü yeniden yaşadık sansak
hiçbir şey değişmese
bugün yine aynı tavrıyla gelse
ve kendimizi kandırdığımızla kalsak
ama yine de bu bize iyi gelse
uyusak
uyansak
kandırmaca devam etse...
dün giydiğimiz kıyafeti giysek
dün gittiğimiz yerlere gitsek
dünmüş gibi davransak
sonra başımıza ne geldiyse dün
yine gelse
ve yaşamayı canlı tutsak
bi an için zamanı bile kandırsak
biz kansak
dünü yeniden yaşadık sansak
hiçbir şey değişmese
bugün yine aynı tavrıyla gelse
ve kendimizi kandırdığımızla kalsak
ama yine de bu bize iyi gelse
uyusak
uyansak
kandırmaca devam etse...
29 Mart 2010 Pazartesi
27 Mart 2010 Cumartesi
kahve renginde bir saç rengi vardır halbuki...
Aslında kadın da adamı seviyordu. Özellikle de omlet yaparken. Omlet önemli bir konuydu her ikisi için de.
Ancak bugün omlet yoktu. Gerçi buz dolabında toplam on iki tane yumurta vardı. Kadın emin olmak için tam üç kere saymıştı. Her seferinde sonuç aynıydı. ''12''... Mitolojik bir sayıydı on iki. Bir keresinde adam ona bu sayının önemini anlatmıştı. Kadınsa o sırada el ve ayak parmaklarına farklı ojeler sürmüş olduğunu farketmiş ve konuya yeteri kadar ilgi göstermemişti. Dolapta on iki yumurta vardı ve canı omlet çekiyordu. Menemen de olurdu ama omlet... Omlet çok önemliydi ve bu ilişkide omleti adam yapardı.
Tam o anda adamın yaptığı şey ise, taze çekilmiş sütlü filtre kahvesini koklamaktı. Hava çok güzeldi ve adam hava güzelse kahvesini balkonda içerdi. Kadının da ona eşlik etmesini isterdi ancak bugün ona eşlik eden yoktu. Kahve adam için çok önemliydi. Bir keresinde kadına kahveyi anlatmıştı. Fakat o sırada kadının, yeni saç rengini düşündüğünden emindi. Adamın emin olduğu bir şey daha vardı; bir kadın eğer saçlarını düşünüyorsa, ona önemli konulardan bahsedilmemeliydi. Yine de denemişti.
Aslında adam da kadını seviyordu. Özellikle de mutfak tezgahına yaslanıp, kendisini, omlet yaparken seyrettiğinde. Omlet, her ikisi için de çok önemliydi. Dün yatmadan önce buzdolabında on iki tane yumurta olduğunu farketmişti. Ama canı bugün omlet yemek istemiyordu. Salçalı tostla mutluydu ve şimdi de kahvesini içiyordu. Bu ilişkide omleti adam yapardı.
Kadın, balkona girdiğinde, adam balkonun sağ uç köşesindeki taşın yamukluğuna takmış haldeydi. Bir bakışta dolapta on iki tane yumurta olduğunu anlayan adam, köşedeki taşı farkedememişti.
''Taşlar, yumurtalar gibi değil.'' dedi adam. Kadın da nezaketen sordu. ''Ne gibi?''
Ancak o sırada aklı çoktan başka bir konuya kaymıştı. Kaşlarını bir süre almayacaktı. Adam kahvesinden bir yudum aldı. Sessizce oturdular bir süre.
Ve uzun zamandır olmayan bir şey oldu. İkisi de aynı şeyi düşünmeye başladılar. Ayrılacaklardı. Dolapta on iki tane yumurta vardı. Ayrılmaları gerekliydi. Adam, kadına baktı. Kadın, adama baktı.
Aslında birbilrlerini seviyorlardı. Özellikle de adam omlet yaparken. Omlet, her ikisi için de çok önemliydi. Altışar yumurta olacaktı, kişi başına düşen pay. Çünkü eğer yalnızsanız, omleti kimin yaptığı pek de önemli değildir.
Ancak bugün omlet yoktu. Gerçi buz dolabında toplam on iki tane yumurta vardı. Kadın emin olmak için tam üç kere saymıştı. Her seferinde sonuç aynıydı. ''12''... Mitolojik bir sayıydı on iki. Bir keresinde adam ona bu sayının önemini anlatmıştı. Kadınsa o sırada el ve ayak parmaklarına farklı ojeler sürmüş olduğunu farketmiş ve konuya yeteri kadar ilgi göstermemişti. Dolapta on iki yumurta vardı ve canı omlet çekiyordu. Menemen de olurdu ama omlet... Omlet çok önemliydi ve bu ilişkide omleti adam yapardı.
Tam o anda adamın yaptığı şey ise, taze çekilmiş sütlü filtre kahvesini koklamaktı. Hava çok güzeldi ve adam hava güzelse kahvesini balkonda içerdi. Kadının da ona eşlik etmesini isterdi ancak bugün ona eşlik eden yoktu. Kahve adam için çok önemliydi. Bir keresinde kadına kahveyi anlatmıştı. Fakat o sırada kadının, yeni saç rengini düşündüğünden emindi. Adamın emin olduğu bir şey daha vardı; bir kadın eğer saçlarını düşünüyorsa, ona önemli konulardan bahsedilmemeliydi. Yine de denemişti.
Aslında adam da kadını seviyordu. Özellikle de mutfak tezgahına yaslanıp, kendisini, omlet yaparken seyrettiğinde. Omlet, her ikisi için de çok önemliydi. Dün yatmadan önce buzdolabında on iki tane yumurta olduğunu farketmişti. Ama canı bugün omlet yemek istemiyordu. Salçalı tostla mutluydu ve şimdi de kahvesini içiyordu. Bu ilişkide omleti adam yapardı.
Kadın, balkona girdiğinde, adam balkonun sağ uç köşesindeki taşın yamukluğuna takmış haldeydi. Bir bakışta dolapta on iki tane yumurta olduğunu anlayan adam, köşedeki taşı farkedememişti.
''Taşlar, yumurtalar gibi değil.'' dedi adam. Kadın da nezaketen sordu. ''Ne gibi?''
Ancak o sırada aklı çoktan başka bir konuya kaymıştı. Kaşlarını bir süre almayacaktı. Adam kahvesinden bir yudum aldı. Sessizce oturdular bir süre.
Ve uzun zamandır olmayan bir şey oldu. İkisi de aynı şeyi düşünmeye başladılar. Ayrılacaklardı. Dolapta on iki tane yumurta vardı. Ayrılmaları gerekliydi. Adam, kadına baktı. Kadın, adama baktı.
Aslında birbilrlerini seviyorlardı. Özellikle de adam omlet yaparken. Omlet, her ikisi için de çok önemliydi. Altışar yumurta olacaktı, kişi başına düşen pay. Çünkü eğer yalnızsanız, omleti kimin yaptığı pek de önemli değildir.
26 Mart 2010 Cuma
01.20
afedersiniz ama gerçekten sikkim gibi bi hayatım var şu sıra. yazasım da konuşasım da yok.
son-
son-
14 Ocak 2010 Perşembe
bkz: özgecilik
kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
o, işte...
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
o, işte...
13 Ocak 2010 Çarşamba
bana bi miktar borcun var sanırım?
naber yavrucuk? özledin beni biliyorum.:) bugün sana naçizane fikirlerimle ilişkiler konusunda öğütler veresim var. evet ne var, dertliyim yazasım var. o zaman şöyle başlayalım, görebilecek miyiz yazının sonunu bakalım:
Sevgi ve nefret aynı yoğunlukta duygulardır. Bir insanı sevdiğiniz zamanki duygularınızdaki yoğunlukla nefret ettiğiniz zamanki yoğunluk derecesi aynıdır. Yani sevdiğiniz için her şeyi yaptığınızda karşınızdaki insanı nasıl mutlu ediyorsanız, bir gün gelip aynı kişiden nefret ettiğinizde de, yapamayacağınız şey kalmaz.
Bu yüzden şunu savunuyorum: Sevdiğiniz kişi için gereken her şeyi yapın. Maddi-manevi gereken tüm fedakarlıklara katlanmaktan çekinmeyin; fakat baktınız ki karşınızdaki sizin bu yaptıklarınızı takdir etmiyor, size aynı değeri vermiyor, işte o zaman tereddüt etmeden arkanızı dönüp gitmeyi bilmelisiniz.Neden derseniz, insanoğlu genellikle bencildir. Fedakarlıkların değerini ancak yanındaki kişiyi kaybettikten sonra anlar. Sevmek tabii ki fedakarlık gerektirir, fakat körü körüne bir fedakarlık da ne kadar akıllıca acaba? Duygularınızı bir kenara bırakıp sadece mantığınızla hareket edin demiyorum. Zaten ilişkinin başlarında duygular önde gider; ancak ilişki zamanla oturmaya başladığında mantığınızı devreye sokmanız lazım. Tamamen duygusal davrandığınızda kendinizi kapıp koyuverirsiniz. Sizin fedakarlıklarınızı anlamayan ve sizi kendisine mecburmuşsunuz gibi gören bir kişiye ne kadar özveride bulunabilirsiniz ki!
Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Önemli olan karşınızdakini objektif bir bakış açısıyla değerlendirebilmek, doğruyu ve eğriyi gözden kaçırmamaktır. Hatalar ve kusurlar karşılıklı ele alınmalı, bunları düzeltme yolları aranmalıdır. Öte yandan gözü kara bir fedakarlık süreci, ilişkide uzun vadede kapanmayan yaralar açabilir. Sevgi uğruna her şeyi yaptığınızda çok nadir olarak ömür boyu sürecek bir mutluluk elde edersiniz. Diyelim ki olmadı, bu kez yaptığınız her şeyin bedelini çok ağır ödersiniz.
Gerek sağlığınızla, gerekse kendinizden çaldığınız zamanınızla... Bu durumda kaybettiklerinizi telafi için intikam ya da her şeyi yapma isteğiyle dolarsınız. Ve bu duygu zamanla bir hırsa dönüşmüşse daha da tehlikeli bir hal alır. Bu sizi önceden uğruna hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığınız kişiye bedel ödetmeye iter.İşte tam bu noktada diyorum ki, gelin her şeyi yapmak yerine, gereken her şeyi yapalım. Ama gerçekten gerekenleri yapalım. Fedakarlık yaptığımız, sevdiğimiz kişi bizi kendisine mecbur hissetmesin.
Hayat çok kısa, gerekenlerin dışında yaptıklarımız kendimize yaptığımız haksızlıklardan başka bir şey değildir. Kadın-erkek ilişkilerinde dengeleri kurmak ne kadar zorsa, dengeleri yakalamak ve devam ettirmek da o kadar zordur.
Kendinize haksızlık etmeyin. Sevdiğiniz için yapacağınız fedakarlığın dozunu iyi ayarlayın. Bu, uzun soluklu ve sağlıklı ilişkiler için ön şarttır. Aksi taktirde, bugün verdikleriniz, gelecek için alacaklarınız listesine eklenir ve ilişkilerinizin düzeyini borçlu-alacaklı seviyesine düşürür.
saygılar sevgiler efenim.
Sevgi ve nefret aynı yoğunlukta duygulardır. Bir insanı sevdiğiniz zamanki duygularınızdaki yoğunlukla nefret ettiğiniz zamanki yoğunluk derecesi aynıdır. Yani sevdiğiniz için her şeyi yaptığınızda karşınızdaki insanı nasıl mutlu ediyorsanız, bir gün gelip aynı kişiden nefret ettiğinizde de, yapamayacağınız şey kalmaz.
Bu yüzden şunu savunuyorum: Sevdiğiniz kişi için gereken her şeyi yapın. Maddi-manevi gereken tüm fedakarlıklara katlanmaktan çekinmeyin; fakat baktınız ki karşınızdaki sizin bu yaptıklarınızı takdir etmiyor, size aynı değeri vermiyor, işte o zaman tereddüt etmeden arkanızı dönüp gitmeyi bilmelisiniz.Neden derseniz, insanoğlu genellikle bencildir. Fedakarlıkların değerini ancak yanındaki kişiyi kaybettikten sonra anlar. Sevmek tabii ki fedakarlık gerektirir, fakat körü körüne bir fedakarlık da ne kadar akıllıca acaba? Duygularınızı bir kenara bırakıp sadece mantığınızla hareket edin demiyorum. Zaten ilişkinin başlarında duygular önde gider; ancak ilişki zamanla oturmaya başladığında mantığınızı devreye sokmanız lazım. Tamamen duygusal davrandığınızda kendinizi kapıp koyuverirsiniz. Sizin fedakarlıklarınızı anlamayan ve sizi kendisine mecburmuşsunuz gibi gören bir kişiye ne kadar özveride bulunabilirsiniz ki!
Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Önemli olan karşınızdakini objektif bir bakış açısıyla değerlendirebilmek, doğruyu ve eğriyi gözden kaçırmamaktır. Hatalar ve kusurlar karşılıklı ele alınmalı, bunları düzeltme yolları aranmalıdır. Öte yandan gözü kara bir fedakarlık süreci, ilişkide uzun vadede kapanmayan yaralar açabilir. Sevgi uğruna her şeyi yaptığınızda çok nadir olarak ömür boyu sürecek bir mutluluk elde edersiniz. Diyelim ki olmadı, bu kez yaptığınız her şeyin bedelini çok ağır ödersiniz.
Gerek sağlığınızla, gerekse kendinizden çaldığınız zamanınızla... Bu durumda kaybettiklerinizi telafi için intikam ya da her şeyi yapma isteğiyle dolarsınız. Ve bu duygu zamanla bir hırsa dönüşmüşse daha da tehlikeli bir hal alır. Bu sizi önceden uğruna hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığınız kişiye bedel ödetmeye iter.İşte tam bu noktada diyorum ki, gelin her şeyi yapmak yerine, gereken her şeyi yapalım. Ama gerçekten gerekenleri yapalım. Fedakarlık yaptığımız, sevdiğimiz kişi bizi kendisine mecbur hissetmesin.
Hayat çok kısa, gerekenlerin dışında yaptıklarımız kendimize yaptığımız haksızlıklardan başka bir şey değildir. Kadın-erkek ilişkilerinde dengeleri kurmak ne kadar zorsa, dengeleri yakalamak ve devam ettirmek da o kadar zordur.
Kendinize haksızlık etmeyin. Sevdiğiniz için yapacağınız fedakarlığın dozunu iyi ayarlayın. Bu, uzun soluklu ve sağlıklı ilişkiler için ön şarttır. Aksi taktirde, bugün verdikleriniz, gelecek için alacaklarınız listesine eklenir ve ilişkilerinizin düzeyini borçlu-alacaklı seviyesine düşürür.
saygılar sevgiler efenim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
